27 Nisan 2013 Cumartesi

Balık Tutmak



           Gerçekten canınızın sıkıldığı oluyordu ama tuhaf olan şu ki, balığın vuruşlarını bir kere hissettikten sonra da o oltayı bir daha elinizden bırakamıyordunuz. Öncelikle söyleyeyim; balıklar ölürken acı çekmezler, belki bunu bilmek biraz da olsa sizi daha iyi hissettirecektir.

 Sanırım dikkatinizi çekmiştir, balık tutan adamlar genellikle avladıkları balıkların boylarıyla övünürler. Ben genellikle boyuna bakmam, yani elli cm’lik bir kefal tutmaktansa on santimlik bir istavrit tutmak çok daha iyidir.  (- Umarım boyunu umarsamamamdan başka anlamlar çıkarmamışsınızdır. ) Mesela güzel bir kalkan size bol sıfırlı kredi borcunuzu unutturabilir. Eğer o akşam karnınızı doyuracak kadar çipura tutabilmişseniz, kız arkadaşınızla veya karınızla aranızın bozuk olması pek de sorun değildir. Bir şekilde eve kovanız balıkla dolu gelebiliyorsanız, gelecek haftaya kadar patronunuzun ya da müdürünüzün altınızda çalışanların yanında sizi aşağılamasını çok da umursamazsınız. Zaten balık tutmaya gelen adamlar genellikle bu türden adamlardır. Karısının ve çocuklarının onlara asalak gibi yapışmasından bıkmış adamlar, çalıştıkları yerde üstlerinden devamlı azar işiten adamlar, hayatlarının her günü aynı sıkıntı ve öfkelerle birbirini tekrar eden adamlar, yaşamları cehennem azabından farksız geçen adamlar... Olta çantasını zırhınız oltanızı da kılıcınız olarak düşünebilirsiniz, doğaya meydan okuyorsunuzdur. Bu; bakın ben hala erkeğim ve buralarda bir yerlerdeyim demenin bir başka şeklidir, yaşadığınızı göstermenin başka bir yolu. Bunun sizi sinemada her hangi bir film izlemekten çok daha fazla rahatlatacağına emin olabilirsiniz, çok daha yoğun ve derin duygular hissedeceğiniz konusunda size garanti verebilirim. Upuzun kıyı boyunca dip dibe duran bu adamların bazılarının bütün bir balık halini satın alacak paraları vardır ama bunlar genellikle kendi tuttukları g.tü b.klu ve ismini bile bilmedikleri bir balığı ayıklamadan pişirip yiyince hayatlarının en büyük orgazmlarını yaşarlar. Aldığınız eğitim ne olursa olsun, eğer tesadüfen güzel bir sürüye denk geldiğinizde uygun yeminiz ya da takımınız yoksa ve yanınızdaki arkadaşınız da sizinle paylaşımcı olmuyorsa – akademik kariyerinizin olmasının bile herhangi bir önemi yoktur - yem ayıkladığınız bıçakla onu oracıkta öldürüvermek istersiniz. Evlerindeki en ufak bir huzursuzlukta karısına veya çocuklarına şiddet uygulamaktan geri kalmayan bu adamların ufak balıklara karşı nasıl şefkatli davranıp onları büyüsünler diye tekrar denize saldıklarını görseniz, nasıl oluyor dersiniz içinizden ama bazen böyle şeyler olur işte. İşe geç kalmayı alışkanlık haline getirmiş ya da çocuklarını okula götürmeye üşenen veya karısıyla bir akşam dışarıda bir şeyler içmeyi yorgunluk bahanesiyle reddeden bu adamların tek tatil günlerinde günün ilk ışıklarından önce o köprünün üzerinde nasıl yer kapma yarışına girdiğini bir görseniz, onlara hayranlık bile duyabilirsiniz. Tekneyle bir kere açılmışsanız bu sizde bağımlılık yapabilir, zaten tekne balıkçıları da ayrı bir b.ktur. Kıyıdan bir kere açıldığınızda tekne sizin dünyanız, siz de balıkların efendisisinizdir artık. Hem denize hem de içindeki canlılara hükmedersiniz.  Artık balıkların tanrısı sizsinizdir, onların canını almak ya da bağışlamak sizin elinizdedir. Kendi küçük evreninizde hangisini geri bırakıp hangisini yem olarak kullanacağınıza veya hangisini akşam damarlarınıza alacağınız alkole meze yapacağınıza siz karar verirsiniz. Balık tutmanın ne kadar tanrısal bir şey olduğunu en iyi tekne balıkçıları bilir. Tabi tekne balıkçılığı da dalıp zıpkınla balık avlamakla kıyaslanamaz bile. Balıkların arasına sızmışsınızdır bir kere ama dikkatli olmanızda fayda vardır çünkü aynı zamanda hem av hem de avcısınızdır. Denizin altında karşılaştığınız manzara ise büyüleyicidir. Bu herhangi bir cinsel fantazinizden çok daha fazla heyecan verici olabilir.

 Aslında balık tutmanın en güzel tarafı şudur ki, bu eylem atalarınıza sizi bir adım daha yaklaştırır. Sarayda oğlanlarla yatıp şarap içerken diğer taraftan halkına alkolü yasaklayıp hemcinslerinden hoşlanan vatandaşlarını öldüren atalarınızdan bahsetmiyorum. Daha eskiye gidiyorum, tehlikelerden korunmak için yüksek ağaç dallarında yatarak uyumaya çalışan ve aşağı düşmeleri yüzyıllar sonra sizin rüyalarınızda zıplamanıza yol açan atalarımızdan bahsediyorum. Ya da vahşi hayvanlarla karşı karşıya kaldıklarında onlarla başa çıkacak enerjiyi sizin şu anda sorun olarak gördüğünüz ve kontrol altına almaya çalıştığınız streste bulan atalarımızdan. Biraz da erkeklerin günümüzde şiddet uygulayıp öldürdüğü kadınları doğurganlık özelliği nedeniyle diğer kocalarıyla beraber paylaşıp kutsal sayan ve onlara hizmet eden atalarımızdan. Hani ortalama ömürleri yirmi sene olan ve senin cep telefonunun şarjının bitmesini dünyanın derdi sandığın bu dünyada tek dertleri vahşi hayvanlar gibi türlerini devam ettirmek olan atalarımızdan bahsediyorum.

Yanımdaki adamla tanışmıyoruz ama arka arkaya yaktığı sigaralardan dertli olduğunu anlayabiliyorsunuz. Çaparisini hazırlayıp oltasını denize sallamadan önce başını çevirmeden ‘ - Geçen vapuru görüyor musun? ‘ diyor. Cevap vermiyorum, genel de aniden bir soruyla karşılaştığımda cevap veremem. Bunu umursamıyor, kişisel gösterisini sergileyeceği her halinden belli ve kısık bir sesle bak şimdi derken oltasını ileriye doğru sert bir hamle ile savuruyor. Önce misinanın oltadan salınma sesi geliyor ve derin bir sessizlik sonrası da kurşunun vapurun camını kırarak içeri girmesi ile büyük bir gürültü ve homurdanan insan sesleri duyuluyor. Bunu söylemiş miydim, balık tutarken gerçekten bazen canınızın sıkıldığı da olabiliyor.
 
 

 

2 yorum:

  1. "Cevap vermiyorum, genel de aniden bir soruyla karşılaştığımda cevap veremem." Cümlesinde "de" ayrı yazılmaz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısınız, bu ilk yazılarımdan biriydi, ama bir daha ki sefere daha dikkatli olmaya çalışırım.

      Sil