20 Nisan 2013 Cumartesi

Dayı

 
Bu akşam kasada çoğu yenmeden doğrudan çöpe gidecek olan yiyecekleri poşete doldurmaya çalışırken sadece uyumak için kullandığım evime bunları taşımakta her zamanki gibi zorlanacağımı fark ediyorum ve yine hiç düşünmeden soruyorum, ‘ – Dayı burada mı? ‘. İşte bu dayının benim gözümden ve kimsenin önem vermeyeceği hikayesidir.
 
Dayıyla tanışmamız aslında çok da eskiye dayanmıyor. 12 Mayıs 2012, akşam saat 6 civarı olmalı. Bunu hatırlıyorum çünkü cumartesi akşamları saat 6’da genellikle alışverişimi tamamlayıp market servisine biner ve bir sığınaktan farksız olarak kullandığım evimin yolunu tutarım. Evet, bunu uzun yıllardır her cumartesi yapmaya çalışırım. ( Sanırım akıl hastası olduğumu düşünmüşsünüzdür. ) Açıklayayayım; bunu her cumartesi yapmaya çalışırım çünkü hafta içi işten çıktığım saatte genellikle açık market bulamam ve pazar günleri de böyle şeylerle uğraşmak istemem. ( Umarım şimdi beni biraz da olsa anlayışla karşılamışsınızdır. ) Bu benim için önemli; yani beni anlayışla karşılamanız çünkü ben hayatımda sadece insanlarla iyi geçinmeye çalışıyorum, hepsi bu. Dayıyla tanışmamızın 2012 Mayıs’ı akşam saat 6’ya civarında olmasını hatırlamamın bir sebebi daha var. Bu biraz futbolla ilgili, yani bunu okuyorsanız ve futbolla ilgilenen biriyseniz bu tarih size bir şeyler anımsatmıştır. ( Gerçi bunu okuyacağınızla ilgili de ciddi soru işaretlerim var, mutlaka yapacak daha iyi bir şeyler vardır di mi? ) Neyse hala oradaysanız merak etmeyin, çok fazla zamanınızı almayacağım. O gün yine işten çıktım ve her zamanki gibi market alışverişini hızlıca tamamlayıp, kasada bir balya para bırakarak market servisine yöneldim ama araç yerinde yoktu. Benim hayatımda genellikle iyi şeyler olmaz bu nedenle bunu pek sorun etmedim, ama yine de merak edip kasiyere servisin ne zaman geleceğini sordum. O da aslında servisin biraz önce kasabın bıçaklarını bileylemeye götürdüğünü, bu nedenle bu akşam muhtemelen gelemeyeceğini ama istersem taksi çağırabileceğini iyi niyetli bir şekilde anlattı. O an kasabın bıçaklarını bileylemeye götürmesinin servisle yapılmasının ne kadar saçma olduğunu düşünmüyordum da, eğer taksi çağırırlarsa beş lira bile tutmayacak bir yere taksicinin bakış ve laf çarpmalarına rağmen nasıl gidebileceğimi kafaya takıyordum. Bu arada şimdi geriye bakıp düşünüyorum da, market servisiyle bıçakları bileylemeye götürmek gerçekten de saçmaymış. Neyse, nerede kalmıştık? O tarihi çok net hatırlıyorum çünkü o akşam Galatasaray deplasmanda Fenerbahçe ile oynuyordu ve kazanan takım Süper Lig şampiyonu olup kupayı evine götürecekti. İşte ben böyle bir maç varken market alışverişini tamamlayıp eve gitmeye çalışacak kadar takıntılıydım. Bu arada yani taksiciye bu durumu nasıl açıklayacağımı düşündüğüm sırada bir ses duydum. ‘ – Abi istersen ben yardımcı olayım? ‘.  İşte bu dayının sesiydi ve muhtemelen siz onun sesini asla duyamayacaksınız. Sanırım toparlayamayacağım ve sizi de sıkmak istemediğimden özet geçiyorum. ( Hala oralarda bir yerlerde bunu okuyan birileri var mı? ) Sonra size zahmet olacak diyorum ama yok abi işimiz bu diyip dayı poşetleri bir market arabasına dolduruyor ve ben de vicdanımı rahatlatmak için yol boyu ona sorular soruyorum. Adı neymiş, nereliymiş, kaç yaşındaymış, evli miymiş, hangi takımlıymış? Bana herkes dayı der diyor ( Ben de dayıydım ama kimse bana öyle hitap etmiyordu. ), Orduluymuş, 52 yaşındaymış, evliymiş ve Allah bağışlasın iki çocuğu varmış, bir de emekli olsa memlekete gidip toprakla ne kadar çok uğraşası varmış. Ha bu arada Galatasaraylıymış ama bu akşam ne olursa olsun yeter ki şu gerginlik bitsinmiş. Eğer gerçekten biraz dikkatli birer okuyucuysanız taksiyle beş lira yazmayacak bir mesafede olduğumuzu hatırlarsınız, işte bunları konuşurken eve geliyoruz bile. Zaten ben iyi bir sohbet insanı değilimdir, yani birine bir şey sorduğumda cevabını aldıysam bir türlü ikinci aşamaya geçemem ama o gün mesafenin kısa olması nedeniyle bu pek sorun olmuyor. Apartmanın önüne gelince poşetleri indiriyoruz. Abi yukarı kadar yardımcı olmamı ister misin diyor. Akşam çok önemli bir maç var ve benim de kaybedecek zamanım yok bu yüzden minnet duyan bakışlarla teklifini kabul ediyorum ama evin en üst katta olduğunu da belirtmeden edemiyorum. Sorun değil abi diyor. 52 yaşındaki bir adam bana kaçıncıya abi diyor ama dünyanın bu nedenle bile berbat bir yer olduğu fikriyle yetinerek hiçbir şey diyemeden onunla beraber merdivenlerden çıkmaya başlıyorum. Şimdi biraz daha dikkatli düşününce merdivenlerden çıkarken zorlandığını ve nefes alıp verişleri yerini hırıltılara bıraktığını hatırlıyorum aslında ama sanırım ben de zorlandığım için bunu da çok fazla kafama takmıyorum. Dedim ya akşam çok önemli bir maç var ve benim sarhoş olmak için pek fazla zamanım da yok. Neyse kapıya geliyoruz; ayıptır söylemesi ben aslında on lira verecekken onu yorduğumu düşünüyorum ve cüzdanımdan bulduğum güzel bir yirmi liraya ona uzatıyorum. Bundan rahatsız oluyor, abi ne gerek var diyor, olur mu diyorum o kadar yoruldunuz,  yine almıyor ve ben de o parayı utana sıkıla üzerindeki market yeleğinin cebine sıkıştırıyorum. Sonra ne mi oluyor. Eğer bir şeyleri değiştirme şansım olsaydı onu evime davet ettiğim, maçı beraber izlediğimizi falan anlatmak isterdim. Ama hayatta böyle şeyler olmaz. İyi akşamlar diliyor; karşılığında inşallah bu akşam şampiyonuz diyorum, aman abi şu gerginlik bir bitse diyor, gülüyorum, tekrar teşekkür edip içeri giriyorum, kedilerin mamasına suyuna bakıyorum, ( Sahi ne kadar takıntılı bir insan olduğumu söylemiş miydim? ), maçın başlamasına çok fazla zaman olmadığı için kendime sek votka hazırlıyorum, damarlarımda alkol olduğu için maçla ilgili pek bir şey hatırlamıyorum ama biz şampiyon oluyoruz ve hayatıma kaldığım yerden devam ediyorum.
 
Bunları size neden mi anlatıyorum? Marketin evime taksiyle beş liralık mesafede olduğunu hatırlayacak kadar dikkatli okuyucularsanız ( Ya birden fazla olduğunuza emin misiniz, orada kimse var mı? ), dayının sesini bir daha asla duymayacağını söylediğimde de şüpheye düşmüşsündür sanırım. ( Bu arada siz nasıl ölmeyecekmişsiniz gibi yaşıyorsunuz; varoluşla ilgili sorunlarınızı nasıl çözdünüz, bana bir ara anlatır mısınız? ) Aslında bir sene boyunca cumartesileri merdivenden çıkarken ondan gelen hırıltılardan bir şeylerin yolunda gitmediğini anlamam gerekirdi. Sonra tuttuğu takımın şampiyonluğuna da gerginliğin bitmesi, stresin azalması olarak bakıyordu mesela. Demem o ki işte bu hafta alışverişi tamamladıktan sonra yine dayı nerede diye soruyorum ama cevap olarak abi dayıyı kaybettik diyorlar. Bir nevi akıl tutulması yaşıyorum ve ‘ Aa öyle mi, neyse kolay gelsin o zaman.. ‘ gibi salak sulak bir şeyler geveleyip marketten çıkıyorum. Dayı son bir senedir benim servise binmeme pek izin vermemişti, yani işte daha kasadayken aldıklarımı poşetlere doldurmaya başlardı mesela, ya da markete girdiğim gibi abi hoş geldin falan derdi ve ben de çıkışta aslında onu yormak istemesem de, bana yardımcı olup olmayacağını sorardım. Bir sene boyunca marketle ev arasındaki o yolda kızının boşandığını ve oğlunun bir dönem içeride yattığını anlatırken ben bir kere yirmi lira verince neden bir daha on lira veremediğimi düşündüğümü bile hatırlıyorum da, onun merdivenlerden çıkarkenki hırıltılarını kafama nasıl takmadığıma pek anlam veremiyorum. İyi anlaşıyorduk evet ve bildiğim kadarıyla da asgari ücret alıyordu. Hayatınızın bir döneminde bunu öğrenmişsinizdir zaten, kimse sizin yemeyip çöpe atacağınız onca şeyi sadece sizle yol boyu sohbet etmekten hoşlandığı için taşımaz. Ben neden evde kedi besliyordum, sokakta yeteri kadar yok muydu, neden evlenmiyordum, bu sene Galatasaray yine şampiyon olacaktı ve evet bir emekli olsaydı toprakla uğraşacaktı.
 
Bu akşam işten çıktıktan sonra alışverişi yapıp evimin soğuk tenhalığına bu sefer ismini bir senedir sormadığım, toprakla uğraşacakken toprağın onunla uğraşmaya başladığı dayı olmadan ve taksicinin bakışlarına aldırmadan geliyorum. Açıkçası bunu buraya yazıyorum çünkü votkayı yine sek içerken ben bu akşam kendimi biraz suçlu hissediyorum.



 


 
 

 

 

1 yorum:

  1. "52 yaşındaki bir adam bana kaçıncıya abi diyor ama dünyanın bu nedenle bile berbat bir yer olduğu fikriyle yetinerek hiçbir şey diyemeden onunla beraber merdivenlerden çıkmaya başlıyorum."

    Bu beni de çok rahatsız ediyor, belki salakça ama... Aklıma bir şeyi getirdi:

    http://bellatrixbegins.blogspot.com/2012/07/onun-ad-ipek.html

    YanıtlaSil