1 Mayıs 2013 Çarşamba

İlişkiler



           1257 gündür bir kadınla aynı evi paylaşıyordu. Ömründen geriye kalan iyi iyiniyetli bir hesapla önündeki 35 yıl boyunca yine iyiniyetli bir hesapla 35 farklı insanı derinlemesine tanımak yerine aynı insanla sığ bir beraberlik yaşamayı seçmişti. Aslında buna seçim de denemezdi; ya diğer yaşıtları gibi delirmemek için farklı farklı hobiler geliştirecek- ki bunun için çok tembeldi,  ya da gerçek hayatın başka yerde yaşandığı fikrini kafasından biraz da olsa atabilmek için evlenecekti. Zaten zaman da çok hızlı akıp gidiyordu ve hayattaki amaç da çocuk sahibi olup bir şekilde türünün devamına katkı sağlamak değil miydi, hem ne kadar da erken davranırsa o kadar iyiydi. Fakat evlendikten sonra işler hiç de tahmin ettiği gibi gitmedi. Kadının ne zaman tuvalete gideceğinden tut da vücudundaki kıvrımların şekline kadar her şeyi öğrenmesi sadece birkaç haftasını almıştı. Evlenirken de zaten yeteri kadar yıprattıkları ilişkileri nedeniyle pek bir şey hissetmediği bu kadından gün geçtikçe daha da soğuyordu artık. Bunun dışında bütün gününü bir ofiste insanlara kendi içerisinde çalıştığı gibi binalar çizmekle geçiriyordu ve iş hayatı dışında sadece haftasonları dışarı çıkıyorlardı. İşini de sevmiyordu, üstüne üstlük evlenince etrafında pek fazla arkadaşı da kalmamıştı. Çalışmaktan geriye kalan boş zamanlarını da yine insanların eşi olarak adlandırdığı ama aslında bu kanıya nereden vardıklarını anlamadığı bu kadınla beraber harcıyordu. Tabi yine kendi çizdiği alışveriş merkezlerine benzeyen binalarda bütün hafta zorlukla kazandığı parayı saçma sapan kıyafetlere harcayıp, mutluluk verici yağlı yiyecekleri yemeye beraber zaman geçirmek denebilirse işte. Ya bu kadın onun ömrünün sayılı günleriyle takas edip karşılığında kazandığı parayı ne kadar da kolay harcıyordu. Bu arada her geçen gün biraz daha eskidiğini hissediyor ama bir şeyleri değiştirecek enerjiyi de kendisinde asla bulamıyordu. Zaten kendisiyle ilgili kararları kimseye danışmadan alması gerektiğini çok eskiden öğrenmesi gerekirken yine başka insanları dinlemiş ve belki bir şeyler yoluna girer diye çocuk sahibi olmaya karar vermişlerdi. Yani kadın karar vermişti, o da daha fazla karşı koyamamıştı çünkü hiç huzuru kalmamıştı. Çocuk sahibi olmak için de o zaten her zaman yaptığını yapmış ama olmamış sonra doktor doktor gezmişler, bütün birikimlerini harcamışlar, planlı yaşanan cinsellikle birbirlerinden soğumuşlar, ama en sonunda da başarmışlardı. Bundan sonrasına zaten karışmıyor gerisini o kadın bir şekilde hallediyordu. Ama tehlikenin de farkındaydı. Hiçbir b.k düzelmemişti ve çok daha kötüye gidecekti. Bir kere çocuğun o kadına ya da ailesine benzeme ihtimali bile onun canını fazlasıyla sıkıyordu. Sonra çocuk kız olursa ne yapardı, sevebilecek miydi? Ayrıca elinden gelenin en iyisi yapsa bile çocuğun yanında yeteri kadar olamayacağını ve ona hiçbir şey öğretemeyeceğini de biliyordu. Aslında pek bir şey öğreteceği de yoktu.  Ne insan ilişkilerinden anlardı, ne de hayat hakkında her hangi birine yön gösterebilecek bilgilere sahipti. Üstüne üstlük bir de karısı çalışmayı bırakacak; iyice ona asalak olacak, bununla da kalmayıp kendi annesini de eve çağıracak – ki kayınvalidesini gördükçe karısının ileride nasıl görüneceğini fark edip kahroluyordu ve onu hep beraber iyice boğacaklardı. Çocuğun geleceğini planlamaktansa, kayınvalidesi gelince nasıl yalnız kalarak mastürbasyon yapacağını bile daha çok düşünmeye başlamıştı çünkü karısıyla uzun zamandır aralarında bir şey olmuyordu. Zaten olsa bile adam aslında 31cinin tekiydi. Umarım ne kadar berbat bir adam olduğunu bu son cümleyle biraz da olsa anlayabilmişsinizdir. Bu arada kendini gitgide köşeye sıkışmış hissediyor ve hayatının sıkıcılığını akşamları içki içerek azaltmaya çalışıyor ve eşi ile doğacak çocuklarının rızkını içkiye yatırıyordu. Ama bu süreç de pek uzun sürmedi çünkü akşamları içki içmesi de babasını biraz daha iyi anlaması dışında pek bir işine yaramamıştı doğrusu. Oysaki ne hayalleri vardı; düzenli bir seks hayatı, ev yemeği, temiz çamaşırlar. Evet, ne kadar geri zekalı bir adam olduğunu da zaten kurduğu hayallerden de anlayabilirdiniz. Devamlı eşinden kirli çamaşırlarını yıkamasını bekleyip yemek hazırlamasını talep ediyor ve kazandığı paranın bir kısmını evin giderleri için ayırması isterken bir de cinsel açıdan sadece kendi mutluluğunu düşünüyordu. Ama ona sorarsanız bal gibi de haklıydı. Bir kere kendisini inanılmaz kandırılmış hissediyordu, düşlediği gelecekten çok uzak bir hayat yaşıyordu. İtiraf etmesi gerekirse hisleri onu aldatmıştı, evet karısına karşı artık hiçbir şey hissetmiyordu ama çabalamak yerine yine onu suçlayıp onun hayatını cehenneme çevirmeyi uygun görüyordu.

          Gerçi zavallı kadına da kocası olacak bu mendebur adam aslında bir hayvan kadar bile çekici gelmiyordu ama bir kere evlenmişti artık, e çocuk sahibi olabileceği bir adamı da bulmuştu ve bu saatten sonra tek başına kalıp çocuğun da babasız büyümesi fikri pek de hoş değildi. Gerçi evlenmek iyiydi hoştu belki ama adamın bu kadar ailesine bağlı olduğunu hiç tahmin edememişti. Koskoca adam annesinin sözünden çıkmıyor ve annesini mutlu etmek için ona karşı ne kadar da kırıcı olabiliyordu. Ayrıca adamın arkasını toplamaktan da fenalık gelmişti. Bir insanın giydiklerini kirli çamaşır sepetine atması, yemek yedikten sonra tabağını bulaşık makinasını yerleştirmesi ya da traş olduktan sonra lavaboyu temizlemesi ne kadar zor olabilirdi. Ya da hafta içi her akşam o evde oturmak mı gerekirdi, belki bir akşam bile olsa dışarıda oturup bir kahve içip sohbet etseler bir şeyler yoluna girecekti. Ya da birkaç günlüğüne bir tatile gidip baş başa kalabilseler ve konuşsalar? Gerçi onları da geçmişti artık beraber el ele tutuşup ömrünün sonuna kadar mutlu olabileceğini düşündüğü bu adamla yanyana televizyonda bir dizi bile izleyemiyorlardı ki. Birlikte dünyayı gezme hayalleri kurduğu adam bu muydu, ama bu adam annesine gitmek dışında k.çını koltuktan hiç mi hiç kaldıracağa benzemiyordu. Ayrıca o kadar entelektüel bir görüntüsü olmasına rağmen evlilikleri boyunca bir kitap okuduğunu bile görmemişti, yoksa bugüne kadar hayatına giren bütün insanlara hep aynı şeyleri mi anlatıyordu. Bazen nefes almakta cidden zorlanıyordu kadın, ne yapsın o da kendini iyice işine vermişti artık. Bir zamanlar onun çalışmasını istemeyen bu adam artık onun maaşıyla hesaplar da yapıyordu ama kadın için bu hiç de önemli değildi. Nasılsa iş yerindeyken zaman yoğun bir şekilde öyle ya da böyle akıyordu ya. Tatil günleri de adamın anne baba sevdası yüzünden çekilmez hale gelse de bunun da önüne geçmek için bir şekilde alışverişi ya da ev işlerini bahane ediyor en azından o insanların yüzünü bir süre görmüyordu. ( -Şeytan görsündü yüzlerini! ) Bunun dışında onu yemeğe çıkaran, hediyeler alan, iltifatlar eden adam çoktan yerini bambaşka bir canlıya bırakmıştı. O da ne yapsın iş hayatındaki küçük sosyal flörtlerle kendini iyi hissetmeye çalışıyordu. Yani eşi kadar kötü biri değildi belki ama o da sütten çıkmış ak kaşık değildi işte. Bu adam olmasa da nasıl olsa biriyle evlenecekti, en azından aldatılmadığından emindi. Yani adam o kadar anneci ve bir o kadar da beceriksizdi ki, herhalde buna asla cesaret edemezdi. Boşanmayı da düşünüyordu ama zaten hiçbir arkadaşı mutlu değildi, hem sahi boşanacak olursa konu komşu akrabalar ne derdi.
 
Ne derlerdi söyleyeyim mi; hiçbir şey sizin mutluluğundan önemli değil derlerdi, hayat sizin hayatınız ve bir kere dünyaya geliyorsunuz, nasıl mutlu olacaksanız öyle davranın derlerdi. İşte en fazla benim gibi gıybetçi patavatsızın biri arkanızdan goy goyunuzu yapardı o da en fazla bir ya da iki gün sürerdi. Neden mi? Çünkü siz ne kadar kendinizi dünyanın merkezinde zannederseniz zannedin, işin aslı şu ki üzgünüm ama kimsenin çok da umurumda değilsiniz. Aslında herkesin kendi hayatıyla ilgili o kadar fazla sıkıntısı var ki, yani öyle sizin dedikodunuzu yapmak için ahım şahım bir zaman ayıracaklarını falan da hiç zannetmeyin. Belki siz de devamlı sorunlarınızdan bahsetmek yerine yeni kararlar alıp hayatınıza devam etmelisiniz; her şeyden şikayet etmek yerine de belki artık bir şeylere şükretmelisiniz, ya da birbirinizi eleştirmek yerine birbirinizi anlamaya çalışmalısınız işte bilmem. Çünkü tarih bunları yazmayacak ve sizce de hayatınızla ilgili bir şeyler yapmak için yeteri kadar zaman kaybetmediniz mi? En azından bunları bir düşünün, olur mu…
 





         

2 yorum:

  1. İşte yaş olarak küçük olmanın sorunu bu. Ne söylersen söyle seni dinlemiyorlar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Büyük ihtimalle yaş olarak sizden büyüğümdür ve zaten bu yazı da taslaktı; yanlışlıkla yayınlamıştım ama peki, öyle olsun.

      Sil