9 Haziran 2013 Pazar

Arkadaşlar



          On seneden fazla bir süre önce aklımı kaçırdım ve bir daha hiçbir şey aynı olamadı, hayata eskisi gibi bakamadım. Bunu size söyleyebiliyorum çünkü sabaha karşı bu sidik kokulu pavyondayken damarlarımda o kadar fazla alkol var ki, hayatımla ilgili bütün o özel detayları bilmenizi sorun edecek durumda değilim. Alkol demişken sevgili arkadaşlarım; bir dönem kendimle ilgili çok fazla yanlış karar aldım ve bu nedenle on seneden fazla süredir bağımlılık derecesinde alkol kullanıyorum, seçim şanslarımı tükettiğim hayatıma ancak böyle katlanabiliyorum. Gerçi siz bunları merak etmiyorsunuzdur herhalde değil mi? Mesela ilk cinsel birlikteliğimin ya da yediğim güzel bir dayağın detaylarını bilmek herhalde size daha mutlu edecektir. Ne yazık ki burada değilsiniz ve soru soramıyorsunuz, bu yüzden tüm içtenliğime rağmen bu fırsatı değerlendiremeyerek anlattıklarımla yetinmek zorundasınız. Ama dedim ya şu an gerçekten yamulmuş durumdayım ve her şeyi ama önemli önemsiz her şeyi anlatabilirim, tabi biraz sabrederseniz. İsterseniz bir süre için bu zavallı ayyaş çocukla uğraşmak yerine hikayeyi bir kaç sayfa geriye götürelim ve sarhoş muhabbetine ara verip neden burada olduğumdan bahsedelim.

          Aslında sabah evden çıkarken tek yapmak istediğim sahile inip bir iki kare fotoğraf çekmekti ama olmadı. Her zamanki gibi yol üzerindeki tezgahı görünce film almak için durmuştum. Bu film tezgahını görünce aniden aldığım bir karar değildi, planlı bir davranıştı. Gerçi istediğim filmleri internetten de izleyebilirdim ama biraz sosyalleşmeye ihtiyacım vardı. Bunu sizlerin anlamasını beklemiyorum ama ofisten çıktığımdan beri kimseyle konuşmamıştım ve en son iyi akşamlar dediğim sekreterimize pazartesi sabahı bu sefer günaydın dememek için bir kaç liramı feda edebilirdim. Bütçemde her zaman böyle durumlar için ayırdığım bir miktar para vardır. Zaten evde de böyle böyle yüzlerce film birikmişti. İki kelam etmek için alınan ve asla izlenmeyen filmler, yaşadığını hissetmek ve ben hala buradayım diyebilmek için harcanan paranın eserleri, asosyelliğimin belgeleri. Sahil dönüşü de bir sahafa uğrayıp aklımda olan bir iki kitabı alırım ve bu pazar da güzel geçer diyordum içimden ama buna izin vermedi. Sorun şuydu ki; bir zamanlar aynı kaptan yemek yediğiniz bir arkadaşınızı yıllar sonra tekrar gördüğünüzde, öyle ayaküstü konuşup gidemiyordunuz işte. Gerçi ayakları üzerinde olan tek bendim ve o son model üstü açık spor arabasında oturuyordu ama yine de buna ayaküstü konuşmak diyebilirdiniz. Bağımsız sinemadan vizyon filmlerine ve kısa sürede de konuyu porno sektörüne bağlayan adamın ( - Sahi herkesle mi böyle konuşuyordu yoksa benimle ilgili bir problem mi vardı? ) konuşmasını önce korna, sonra da onun yaklaşık 5 senedir duymadığım sesi böldü. ‘ Ulan hala bıraktığım yerdesin .mına koyayım. ‘. Küfür ve argoyla ilgili bir problemim vardı. Hayatınızı kazanırken günün bütün saatlerinde saygınlığınızı haketmeyen insanlara karşı bile korurken ( - ki hayatımı kazanmak diyorum ama diplomamın bana iyi paralar kazandırdığı da söylenemezdi.), birden böyle münasebetsizliklerle karşılaştığınızda bunu sorun edebiliyorsunuz.

          Şimdi düşünüyorum da aslında onu gördüğümde farkettiğim ilk şey saçlarının büyük bir kısmının dökülmüş olduğu ama garip bir şekilde bunun bile ona yakıştığıydı. Zaten böyle olur; eğer ömrünüzün sonuna kadar çalışmadan istediğiniz hayatı yaşayabileceğiniz kadar paranız varsa, size kimse kel demez, karizmatik olmuşsunuzdur. Fazla kilolarınız sizi sempatik gösterir, yani korkmayın şişman falan değilsinizdir. Eğitimsiz ve kaba olmanızı da sorun etmeyin lütfen, o kadar doğalsınızdır ki… O istediği zaman canının istediğini yiyebildiğinden biraz kilolu, pardon sempatik ama ailesi ahbaplarının çocuklarıyla yarıştırabilsin diye zorla da olsa eskiden beri spor yaptığından geniş omuzlara sahip ve de sınıfının diğer genel özelliği olan renkli gözlü züppenin tekiydi. Eskiden biz aynı evi paylaşırken ona kızdığım zamanlarda odama çekilip tavana bakarken onun benim okuduğum okullarda okuyup yetiştiğim ailede büyüdüğünü hayal edip nasıl da zorlanacağını düşleyip keyiflendiğimi hatırlıyorum. Böyle şeyler düşündüğüme bakmayın arkadaşlarım, aslında ben kötü bir çocuk değilimdir yani beni tanısanız gerçekten seversiniz ama o önyargılarınız yok mu işte, neyse. Film tezgahındaki satıcıyla konuşurken sesini duyduğum gibi beni bütün gün esir edeceğini hissedebiliyordum. Böyle adamlar hepimizin hayatına bir dönem girmiştir. İnsanı özel hissettiren ve daha sonra aslında herkese böyle davrandıklarını farkettiğiniz insanlar. Normalde bu gibi durumlar için bahanelerim hazırdır. Genelde sosyal ilişkilerini yürütemeyen benim gibi adamlar böyle durumlarda kaçmak ya da saklanmak için içgüdüsel davranışlar geliştirmişleridir. Evde bir misafirim vardır ya da yetiştirmem gereken süreli bir iş ama buna izin vermedi, beni bilirdi. ‘ Ha s.ktir lan ‘ dedi. ‘ Pazar pazar ne işiymiş bu. Atla gidiyoruz, bugün benimlesin. ‘ Ona ‘ BENİMLE BU ŞEKİLDE KONUŞABİLECEĞİNİ NEREDEN ÇIKARDIN, SEN KENDİNİ NE ZANNEDİYORSUN? ‘ demedim. Peki dedim, dedim olur. Beni suçlamayın ama noolur, bazen hepimiz böyle davranmaz mıyız? İçimizden küfrederiz belki ama dışımızdan gülümseyerek istemeye istemeye de olsa öylece başkalarının planlarına dahil oluveririz.

          Şimdi Beşiktaş sahilden Bebek istikametine doğru giderken ‘ – Olm bana hala sapım deme lan ‘ diyor ve bir taraftan da ne zamandan beri Türkiye’de satılmaya başladığını merak ettiğim telefonunun ekranını işaret ederek bak diyor; bu o, nişanlım. Kız gerçekten evlenilecek kadar güzel, bunu görebiliyorsunuz ama bir taraftan da kız için üzülmeden de edemiyorsunuz. Eminim kızın nasıl bir or.spu çocuğuyla karşı karşıya olduğuna dair en ufak bir fikri yoktur. O ne fenadır o. Nişanlısı en son okuduğu kitabı sorduğunuzda cevap veremeyecek tipte bir kıza benziyor ama gerçekten çok güzel, yani aslında sadece öyle doğmuş ama insan ister istemez böyle şeyleri kıskanıyor. Ben bunları düşünürken her zamanki gibi içtiği sigaranın dumanının bir kısmını burnundan geri kalan kısmını ise ağzından dışarı verirken ( - Hiç değişmemiş yemin ederim. ) telefonunun menüsünde bir iki gizemli hareket daha yapıyor ve ekliyor bak buna da yeni çaktım.

          Arabadan inip sahilde bir mekana oturup içmeye başlayınca birden evden çıkarken cebimdeki paraları saydığımı hatırlıyorum. Alacağım film ve kitaplardan sonra çay ve simit için yeterli param olduğunu farkedince nasıl da sevinmiştim. Bugün bu saatte içmek istemiyordum, hele onunla vakit geçirmeyi hiç ama hiç istemiyordum. Bir süre öylece denize bakmak gerçekten iyi hissettirecekti ama bunu yalnız yapmak istiyordum. İşlerinden bahsediyor, ne yaptığıyla ilgili onun da pek fikri yok bunu anlıyabiliyorsunuz ama zaten çalışmaya ihtiyacı yok ki, hiç olmadı. Biz aynı evi paylaşırken de böyleydi; en iyi sigarayı içer ve en pahalı kıyafetleri giyerdi. Okul çıkışı bir barda çalışıyordum ama o çalışmamasına rağmen babasının işlerinin yolunda olmadığını onu biraz idare etmemi söylerdi. Bunu karanlıkta konuşurduk çünkü elektrikler kesik olurdu, faturaları hiç ödemezdi. Oysa ki parasını verdiğimi hatırlıyordum. Kiranın yarısını ona verirdim ama ev sahibi beni arayıp kaç aydır neden kirayı ödemediğimizi sorardı. Ona kızmazdım ama onun için üzülürdüm, paraya olan tutkusu onun lanetiydi. Şimdi burada onun karşısındayken ben evde yarım bıraktığım bir dizi vardı, onu özlediğimi hissediyorum. Karşılıklı oturup içerken telefonu benimkinin son bir ayda çalmadığı kadar çalıyor ve kısa bir süre içerisinde masamızda eski futbolculardan biri, ne demekse teşkilattan bir abi, yine az ünlü bir oyuncu konuk oluveriyor. Çok sıkılıyorum ve sanırım sarhoş da olmaya başladım; biliyor musunuz küçükken hayvanlara işkence ederdim, öyle masum değil gerçekten çok acı çektirirdim, bakın şimdi evde hayvan beslemem ve barınaklarında gönüllü çalışmam ondan. Sıkıldıkça daha da içiyorum ve içtikçe çenem düşüyor dinle; ben sanatla, edebiyatla, felsefeyle hayatıma derinlik katacak bir hayat düşlemiştim ama olmadı insanlar beni anlamadı şimdi gün içerisinde çoğu zaman nefes almakta bile zorlanıyorum. Bunları masadakilere anlatmıyorum; beni anlamayacaklardır, siz en azından dinliyorsunuz. Bu arada fotoğraf, film ve kitapları boşverin ben sabah evdeyken aslında ne kadar şanslıymışım, onu düşünüyorum. Bu saatlerde Serengeti düzlüklerindeki o zavallı hayvanlarla ilgili bir belgeseli izlerken bile bundan daha iyi hissedebilirmişim, ama haberim yokmuş işte bunları düşünüyorum.

          Orada sıkıntıdan o kadar çok içiyorum ki, bundan sonra aklımda kare kare görüntüler var; çok kalabalık bir mekana geliyoruz, müzik tarzından Taksim'de olduğumuzu anlıyabiliyorsunuz. Buraya nasıl geldik, kimin arabasındaydım böyle şeyleri hatırlamıyorum. Gerçekten çok sarhoşum; size bir şey itiraf edeyi mi, bir zamanlar bir kız vardı ve ben onun yanında kendimi nasıl güçlü hissederdim, ama beni aldattı ve gitti. Hem de bugün burada beraber içtiğimiz bu or.spu çocuğuyla. Dinle; o gün o kadar yorgundum ki sınav çıkışı çalıştığım barı arayıp gelemeyeceğimi söyleyip eve gitmeye karar vermiştim. Bir börekçiden kır pidesi gibi bir şey almıştım bunu hatırlıyorum çünkü cebimdeki para ancak buna yetiyordu. Beni, onu ve kızı doyuracak kadar işte. Eve geldiğimde bir şeylerin yolunda gitmediğini anlamıştım. Kimseyi rahatsız etmek istemediğimden zili çalmamıştım ama daha kilidi açarken ev içindeki kapıların açılıp kapanma sesinden ve koşuşturmadan bir şeylerin yolunda gitmediğini anlayabiliyordunuz. Hayır size yalan söyleyemem; kimseyi rahatsız emek istediğimden mi kapıyı kendim açmıştım yoksa bir şeylerden mi şüpheleniyordum bunu hatırlamıyorum. Bir daha kimseye güvenemedim. Galiba içimizden biri güvenlikle tartışmış ve gece klübünden atılıyoruz. Ben bunu hakedecek bir şey yapmadım, bana böyle davranamazsınız. Yani hem bu gece klüpten atılacak, hem de on sene önce bunu yaşayacak. Gerçekten kendimde değilim. Bu saatte gidilecek bir yer yok. Eve gitmek istiyorum, yok bırakmıyorlar. Şimdi içerideki tiplerden Aksaray'da olduğumuzu anlayabiliyorsunuz. Buraya hangi ara geldik? Masaya kızlar geldi. Boşver, bırak şimdi kızları sen bana bak. Bunları normal zamanlarda anlatamam. Ev arkadaşımın iç çamaşırı bizim odamızdaydı, ne kadar salaktım. Kız hiç bir şey söylemeden o gün çekip gitmişti. Aslında o an bu herifi öldürseydim şimdi hapisten çıkmış olurdum ama onun yerine mutfağa gidip bulaşık yıkamıştım, saatlerce bulaşık yıkamıştım. Tuvalete gitmem lazım ortalık yere kusmak istemiyorum. İşyerine hastayım diye mesaj atmam lazım. Artık hiç bir inandırıcılığı kalmayacak, bu kaçıncı. Oysa ki bu işe gerçekten ihtiyacım var. Eve gidip bir duş alsam belki daha iyi hissederim ya da bir kadeh daha içsem belki yeni güne devam etmem kolaylaşır. Bu düşünce yine inandırıcı gelmeye başladı, -sanki biraz daha içersem yeni güne böyle devam edebilirmişim düşüncesi, aslında tamamen bir yanılsama. Ben bulaşıkları yıkarken bu ırz düşmanı mutfağa gelip sınavımın nasıl geçtiğini sormuştu, bugün bara gitmeyecek miydim, kır pideleri çok güzelmiş. Ona ' - SENİN G.TÜ BOKLU DONUNUN BENİM ODAMDA NE İŞİ VAR LAN?! ‘ demedim. Onun yerine ' - Sınavım kötü geçti ve bu akşam bara gidemeyecek kadar da yorgunum, bir de o kır pidelerini ısıtsaydın soğumuştur  'dedim… Size burada ruhumun sefaletini açıyorum, dinliyor musunuz? Mekanın tuvaletine gidiyorum ve midemin bütün muhteviyatını boşaltırken o kızı hatırlıyorum. Hani size bahsetmiştim ya, siz beni dinlemiyor musnuz? Beni aldatan ve giden. Devamlı yediklerini çıkarırdı ve küçükken ağır tacizlere uğramıştı, bütün vücudunda dövmeler ve piercingler vardı, saçları da beline kadar rastaydı. Ben onu çocuğum gibi sevmiştim. O bile beni aldattı ve terkedip gitti. Nasıl anlattım kızı üzgünüm ama kimbilir o benim hakkımda ne düşünüyordur. Bir zamanlar bir çocuk vardı diyordur belki ne kadar gerizekalıydı; onu en yakın arkadaşıyla aldatmıştım ve öylece çekip gitmiştim, hiçbir şey dememişti, zaten bir şeye de tepki gösterse şaşardım. Neyse, olan biteni bu kadar çok düşünmemem gerek. Kusmak iyi geldi. Yani hem mekanda, hem de burada yazarak. Sanırım farketmişsinizdir burada b.k ettiğim benim hayatım ve akıp gidiyor. Bugünden sonra ne olacak bilmiyorum ama bu kadar yıl sonra gecenin bir vakti geldiğim yer işte burası ve emin olduğum tek şey hayatımla ilgili yapmam gereken çok fazla şey olduğu...



HAMİŞ : Aslında gezi parkı direnişi ile ilgili yazacaktım ama herkesin hikayeleri o kadar güzeldi ki cesaret edip bir şeyler karalayamadım. Fakat yukarıdaki hikayeyi de emin olduğum tek şey hayatımla ilgili yapmam gereken çok fazla şey olduğu diyerek bitirince de bir şeyler söylemeden de edemedim. Geçen cuma Taksim’deydim ve cumartesi de Beşiktaş'da. Geçen cuma Taksim’deydim çünkü iş çıkışı yolum oraya düşmüştü ve cumartesi Beşiktaş’daydım çünkü orada oturuyorum. Yani iş yerim Dudullu'da ya da evim Beylikdüzü'nde olsaydı yine Taksim ve Beşiktaş'da olur muydum, bilmiyorum. Ama bildiğim tek şey uzun zamandan sonra insanları yeniden sevmeye başladım. Hani etrafınızda her zaman birileri vardır ve siz yıllardan sonra birden tuhaf bir şekilde onlardan birine aşık olduğunuzu hissedersiniz ya, hani aslında onlar hep vardır oralarda bir yerlerdedirler işte ama birden bir şey görürsünüz o insanlarda, bir ışık ya da bir işaret. Son bir hafta on gün benim için işte böyle bir rüya gibiydi, gerçek bir rüya ve yanlış anlamazsanız aniden hepinizden birden hoşlanmaya başladım. Olan biteni biliyorsunuz zaten söyleyeceğim yeni bir şey de yok ama bir dakika sanırım Salı gecesiydi, İstanbul Barosu'ndan aradılar ve tam olarak yine hatırlamıyorum ama galiba 65 kişi kayıptı ve bu konuda gönüllü avukatlık yapmak isteyip istemediğimi sordular. Detay verip sizi sıkmayacağım ama elimden geldiğince yardımcı olmaya çalıştım. Bunu size anlatıyorum çünkü kaç yıldır kurumsal bir şirkette hukuki danışmanlık yapıyorum ama kaç yıl daha bu işi yaparsam yapayım herhalde mesleğim sayesinde kendimi bu kadar iyi hissedemezdim. Bana soracak olursanız tek ihtiyacımız olan karnımızı doyurmak, başımızı sokacağımız bir çatı ve etrafımızda son bir hafta on gündür varlıklarını daha yoğun bir şekilde hissettiğimiz bizi güvende hissettirecek iyi insanlar,  yanlış mı düşünüyorum? Neyse çok fazla zamanınızı aldım, iyi pazarlar. ( - Gerçekten buraya kadar okudun mu, zaman ayırdığın için teşekkür ederim. )

3 yorum:

  1. Hamiş: Yanlış düşünmüyorsun (en azından neye ihtiyacımız olduğu konusunda). Yazının geri kalanında anlattıklarında yanlış olan bir şeyler var ama. Mesela bu herifin ağzına kürekle vurmamışsın diye anlıyorum, bu yanlış.

    Selamlar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bellatrix merhaba, bu yazıya kadar geldiğine göre sanırım az çok fikir sahibi olmuşsundur benim hakkımda. Bunları yazıyorum çünkü hayatımı geriye dönüp baktığımda anlamlandırabiliyorum ve zaten o türden tepki verecek bir adam da olsaydım herhalde yazamazdım da. Bu arada keşke her okuyan senin gibi yorum yapsa çünkü bu iyi hissettiriyor. Teşekkür ederim.

      Sil
  2. Aslında yukarıdan aşağı sırayla okumuyorum :) Ama az biraz fikrim oldu evet.
    Şimdi sen bakkala sabah selam vermeyişini akşam hala kafaya takmış oluyorsun da sana birileri takma diyor / takma favı veriyor ya, ben de diyorum ki adamın ağzına vur. Bu elbette ki yapmadığın ve yapmayacağın bir şey. Belki benim de yapmayacağım bir şeydi. Konuşmak kolay çünkü.

    Muhtemelen biz dedik diye bakkal meselesini de unutmadın. Ama denemek gerek.

    YanıtlaSil