5 Ekim 2013 Cumartesi

İtiraflar

  
Sanırım anlamışsınızdır; karaladığım şeyler genellikle insanları anlamakta ve onlarla iletişim kurmakta zorlanan ve alkolle ilgili sorunu olan bir adam ile ilgili. İşte bu adam geçenlerde yine alkol yüzünden bir rahatsızlık geçirip doktora gittiğinde doktor ona neden kendine bunu yaptığını sormuş; neden bu kadar çok içiyormuş, orta yaşlarda yatağında kalp krizi geçirerek ölmek fikri kulağına hoş geliyor muymuş, neden sahip oldukları için şükretmiyormuş. Bu malvarlığına ya da maddiyata sahip olmak ve bunlar için duacı olmak ile ilgili bir şey değilmiş ama bu zavallı adam doktora bunu söyleyememiş. Sonuçta kalp hastalıkları ile ilgili bir bölümdeymiş ve buradaki doktorun onun kişisel nevrozuna bir çözüm bulamayacağını da az çok tahmin edebiliyormuş. Ona 'SEVMEDİĞİM BİR İŞİ YAPIYORUM VE BU İŞİN EĞİTİMİNİ ALIRKEN DE BUNA KATLANABİLMEK İÇİN O SİDİK KOKULU BARLARDA İÇİP YAMULURKEN NEREDEYSE ÖLECEKTİM.' diyememiş. İş için de olsa insan ilişkileri canımı çok sıkıyor, böyle şeyleri çok fazla kafaya takıyorum da diyememiş. İşim gereği karşılaştığım mutlu olduğunu düşünürken aldatılanlar, her şeye sahipken bütün malvarlığını kaybedip hapse düşenler, g.tüne sürmeyeceğin nedenlerle birbirini öldüren o insanlar beni fazlasıyla yıpratıyor da diyememiş. Ya da bir zamanlar bir kız vardı ve ona karşı çok yoğun şeyler hissederdim ama o da herkes gibi beni terketti ve gitti de diyememiş. Oysa ki sadece birbirlerine göz kulak olacaklarmış, hepsi bu. Kız evi çekip çevirirken bu adam işten eve gelen o yolda onu arayıp ne istediğini soracakmış işte. Sonra bir gün çok istediği bir kıyafeti mesela durumları olmadığı için alamayacaklarını söyleyecekmiş ama sonra ne yapıp ne edip ona birden süpriz yapacakmış. Ya da mesela kız eve geldiği gibi o küçük ayakkabılarını tek eliyle aceleyle dolaba koyarken onu ne kadar sevdiğimi hissedecek ama bunu ona asla söylemeyecekmiş. Deniz aşırı seyahat hayalleri kurup ay sonunu zor getireceklermiş ya da birbirlerini dinleyip dertleşeceklermiş işte ama olmamış, bunu bile becerememişler. O adam şimdi geriye dönüp bakınca o zaman hayat hakkında pek bir şey bilmediğini düşünüyormuş, çocuklukmuş işte. Zaten o kız da babadan zengin geniş omuzlu bir züppeyle evlenmiş ve şimdi ikinci çocuğuna mı ne hamileymiş. Yangın yanmış ölü ölmüş anlayacağınız ve bu adam şimdi evinin donuk yalnızlığında damarlarıma alkol almadan bu sıkıcı ve tekdüze hayatına bir türlü katlanamıyormuş. Doktor bu adama kaybetmeden zaman ve sağlık gibi şeylerin değerini anlayamazsın demiş, yardıma ihtiyacı olan insanlarla ilgilenirse belki biraz daha iyi hissedermiş. Oysa ki bu adamın bir zamanlar kızı gibi sevdiği bir kedisi varmış ve onu kaybettikten sonra hem başka hayvanları yaşatmak hem de kendi haline şükretmek için bir dönem gönüllü olarak hayvan barınaklarına da gitmiş ama bu daha da berbat hissettirmiş. Bu sefer de oradaki hayvanlara üzülmekten uyuyamıyormuş bile, neredeyse kanser olacakmış. Ayrıca hikayelerime konu ettiğim bu adam alkol yüzünden hayatının en büyük dengesi yaptığı çok yakın birkaç arkadaşını da kaybetmiş ya da arkadaşları evlenince eşleri onunla görüşmemesini istemiş de olabilirlermiş, tam olarak bilmiyormuş ama onlar ona böyle söylemeselerde bir şekilde hissedebiliyormuş.

O adamın o gün doktorla görüştüğü yer bir devlet hastanesine ait bir poliklinikmiş ama aynı zamanda fuhuş yapılan o otel odalarına benziyormuş. Tabi ki hayatında hiç parayla seks yapmamış, bunlar filmlerden gördüğü şeylermiş. Bir dakika aslında bir kere böyle bir yer görmüş. Müvekkili bir fuhuş operasyonunda yakalanınca öyle bir yerde bulunmak zorunda kalmış. Tabi müvekkili ona otelde sadece dinlenmek için bulunduğunu söylemiş ama ona göre bal gibi de fuhuş yapıyormuş işte, bunu anlayabiliyormuş. Aslında belki de gerçekten dinlenmek için gitmiştir, bilmiyormuş, herhalde aksi olsa müvekkili ona bunu söylermiş. Neyse bunlardan çok bahsetmemeliymiş çünkü geçen hiç beklemediği biri istatistiklerden iki elin parmaklarının sayısını geçmeyen takipçiye sahip olduğunu düşündüğü blogunda neden cinsellikten bahsediyorsun deyivermiş, bir sorunu mu varmış? Bunu iş için ofisçe katıldıkları bir toplantının ortasında öylece söyleyivermiş; müvekkil şirketle görüşme arasında çay içiyorlarmış, gerçi sadece onlar içiyormuş çünkü o sorudan sonra onun içtiği o çay yarım kalmışmış. Toplantı çıkışı patronu bir jipten çok tankı andıran ancak onun ömrü boyunca kazanamayacağı paralar karşısında almış olduğunu tahmin ettiği arabasının arkasında, o en son ne zaman zam aldığımı düşünürken, huzursuzluk veren sessizliği bozarak demek blog yazıyorsun demiş, hukukla ilgili miymiş? Ama utanç verici sessizliği şoför her zamanki gibi iyi niyetle ama biraz da işgüzarca hukukla ilgili değil diil di mi diyerek bölmüş. ( Ne münasebetmiş, ofisteki şoför mahlasla anonim olarak yazdığı bu yazıların konusunu nereden bilebilirmiş?! ) O da kendisiyle ilgili tek izlenimi iyi bir çocuk olan patronuna; bir dönem bir şeyler karaladığını ama şimdi blogunun adresini bile unuttuğunu söyleyivermiş ve konuyu kapatmış. ( - Külliyen yalan. )

            Badem bıyıklı; saçları seyrek, gözlüklü ve tıknaz doktor ona alkolü bıraktırmaya kararlıymış. Sanırsa doktor bu işi inancı gereği namusu yapmış. İş, özel ve sosyal hayatını dengede tutmasını istemiş. Arkadaşlarıyla vakit geçirmek belki onun alkolden uzaklaşmasına yardımcı olabilirmiş. Oysa ki doktorun aslında bu adamın alkol sorununun arkadaşlarından kaynaklandığı konusunda da pek bir fikri yokmuş. Bu adamın arkadaşları daha fena içicilermiş ve bu adamın onlarla aralarında çıkara dayalı bir ilişki varmış. Arkadaşları onun muhabbetini severken bu adamın da yalnızlıktan delirmemek için onlara ihtiyacı varmış işte. Zaten bu adam da bugün burada bunları size anlatırken biraz zorlanmaya başlamış, isterseniz hikayesinin geri kalanını ofisteki şoför anlatsın.

 
        -   Herkesin merak ettiği ofisteki şoför  -


            Merhaba, ben ofisteki şoförüm. Bekarım. Bunu size söylüyorum çünkü çok yalnızım ve bundan uzun bir süre önce de bu alkolik adam beni internette üye olduğu bütün sosyal ağlarından sildi. Oysa ki evlenmek için tek çarem oydu. Ne kadar güzel kız arkadaşları vardı bir bilseniz, yani biliyorsunuzdur tabi bunu okuyorsanız eğer sizde onlardan biri olabilirsiniz çünkü. Beni Facebook, Twitter ve Foursquare gibi bütün ağlardan sildi çünkü oradaki kız arkadaşlarına mesaj atıp duruyordum. Foursquare’den de sildiğinde çok kızdığını anlamıştım çünkü Foursquare’den arkadaş silmek çok zor ve bunu biri size yapıyorsa gerçekten onun canını çok sıkmışsınızdır, bunu bilmelisiniz. ‘Abi aşkolsun buradan da mı arkadaşlarıma yürüyorsun çok ayıp, yazıklar olsun ben bu insanların suratına nasıl bakıcam.’ dedi ve beni yalnızlığıma terketti. Şimdi bütün bir ay çalışıp aldığım maaşı kirama ve faturalarıma yatırdıktan sonra kalan bütçemi yedirecek bayan arkadaş arayıp duruyorum.

Ben ofisteki şoförüm ve buraya bu satırları karalayan beyefendi bugün beni evine davet etti. Gerçekten çok şaşırdım, ona bu konuda hep takılırdım ama bir şekile geçiştirip dururdu. Ama bu akşam ofise gelip tuttuğu takım dün kendi sahasında tarihi bir fark yiyince nasıl koydular diye dalga geçmek için höldür höldür odasına girdiğimde canının çok sıkkın olduğunu gördüm. Bunun dünkü maçla ilgisi yoktu; bunu anlayabiliyordum. Siz beni tanımıyorsunuz ama ben kaçın kurasıydım, geçsindi efendim bunları. Bu akşam bana gelsene abi dedi işin yoksa, biraz dertleşelim. Canıma minnetti, biraz önce kendimden bahsederken sanırım söylemedim, ben zaten annemle kalıyordum ve akşamları kendi evim dışarısında geçirilecek zaman cennet gibi geliyordu bana.

            Şimdi bu satırları kaleme alan beyin evine iş çıkışı beraber geldiğimizde kedi boku kokusu ile birlikte tam olarak sayamadığım kedileri bizi karşılıyor ama onun buna alışkın olduğunu anlayabiliyorsunuz. Ben bir dönem deri imalathanelerinde çalışmıştım ve kötü kokular bana da öyle çok fazla bir rahatsızlık vermediği için bunu sorun etmiyorum. Beni ofisteki şoför olarak biliyorsunuz ama aslında sadece ofisteki şoför değilim, hayat hikayemi anlatsam şaşar kalırsınız. Kumarhane işletmesinden kaçakçılığa, badigardlıktan bir partinin ilçe başkanlığına kadar o kadar çeşitli işlerle uğraştım ki; ama sanırım uzun yazıları okumayı sevmiyormuşsunuz, bunları sonra konuşuruz yani tabi yazar benden tekrar bahsetmek isterse. Tam içeri girecekken ‘Ayakkabılarını çıkarma abi rahat ol.’ diyor. Nasıl ayakkabılarını çıkarma? Neyse ne, bunu da tartışacak değilim çünkü burada misafirim. Bok kokusuna ragmen nispeten temiz gözüken evdeki en rahat koltuğa kuruluyorum ve ‘Abi ne söyleyelim dışarıdan diyor; ne istersin, pizza, dürüm ne yersin?’ Et yeme fırsatım oldu mu kaçırmam, adana diyorum, bir buçuk yerim.

            Şu an bedava yemeklerle dolu bir masada oturuyorum. Bedava kebap ve içeceğin tadının harika olacağını düşünebilirsiniz ama her zaman öyle olmuyor. Kedi boku kokusu herşeyi mahvediyor. Yemeklerimizi sessizce ve malak gibi televizyondaki bir çizgi filmi kanalına bakarken kedi boku kokusu eşliğinde yiyoruz. ‘Kanalı değiştirebilirsin abi.’ diyor, ‘Kediler izliyor diye açıyorum ben bunu.’ Bu herif tam bir mal, ulan kedi için televizyon açılır mı hiç? Masayı toplarken, televizyonu boşver de tavla falan yok mu diyorum. ‘Olacaktı abi.’ diyor; ‘Şu odada, getireyim istersen?’ Yok diyorum, ben alırım sen masayı toplamaya devam et. Aslında amacım odasını karıştırmak anlarsınız ya, ben ibn. falan olduğunu düşünüyordum çünkü. Ofisteki en güzel saçlar onun mesela. Tamam bunda ofiste bayan olmamasının ve hepimizin kelleşiyor olmamızın da büyük bir payı var ama, insan yine de şüpheleniyor. Sonra o inceci kibar hareketlerinden nasıl ifrit oluyorum bir bilseniz, kesin onda bir kunillik var. Onun ibn. olduğunu kanıtlayacak en ufak bir şey görürsem ofiste ne goygoy döndürürüm günlerce uufff. Odaya girip hemen dolaba yöneliyorum ve çekmeceleri karıştırmaya başlıyorum. Baya karışık ve düzensiz kıyafetleri, ben hep daha farklı olduğunu düşünmüştüm. Buralarda bir yerlerde ibn. olduğunu kanıtlayacak birşeyler olmalı, hadi ama bundan eminim, bulup da ofiste dedikodu yapmak için sabırsızlanıyorum. Grrrrrr, miiiiiiya, hıssss. BU NE .MINA KOYİM, HAS.KTİR, NOOLUYO LAN?!

Önce kapının açılma sesi geliyor, arkasından ışıkları açıyor. ‘Abi ne işin var Allah aşkına orada ne arıyorsun?’ diyor, ‘Görmüyor musun tavla karşıda. Dur bir dakika; iyi misin sen, yüzün kanıyor?’ İyi değildim, bir yerden s.ktiminin bir kedisi fırlayıp suratımı çizmişti çünkü. Bir şeyim yok diyorum, yüzümü yıkayayım geçer. Anne kediyi yavrularından ayırınca biraz asabileşmiş ve bu odada tutuyormuş bunu anlatıyor. Ulan hayvana oda tahsis edilir mi? Neyse, sanki herşey normalmiş gibi bunu sorgulamak da saçmalık. Tavlayı alıp salona geçiyoruz ve saat dokuza geliyor. Bir yandan yüzümün kanaması durmuş mu diye kontrol ederken; kız mı erkek tavlası mı diyorum ona çünkü onda bir ibn.lik olduğuna eminim, kız tavlasını seçecektir. 'Abi ne kız tavlası ya.' diyor, erkek tavlasına göre taşları diziyoruz ve devam ediyor: ‘Seni bu akşam neden buraya çağırdığımı biliyor musun?’ İbn.sin çünkü ve artık bunu söylemeyip içine atmaktansa birilerine anlatmak için sabırsızlanıyorsun diyorum içimden ama dışarıdan bu, biraz canın sıkkın bu aralar farkındayım olarak çıkıyor. Zarı atıyor, oyuna başlıyoruz.

            6-4. Kapı almalık bir zar atıyor şanslı ibn. ama bu oyunu pek bilmediğini anlayabiliyorsunuz çünkü şimdiden bir açık verdi bile. Zarı elime alıyorum ve atacakken 'Dur!' diyor, 'Dinle...'. Devamla, ‘Abi sence de olabilecek her şey daha önce olmuş, yapılmış geçip gitmiş değil midir? Yani sen şimdi bu zarı atacaksın ama zaten atmadın mı yani herşey birbirine bu kadar sımsıkı kenetliyken, ardından olacak her şey belli değil midir?’ diyor. Allah’ıma şükürdü ki onun kadar delirmedim. Onu bırak da diyorum, dün gece nasıl geçirdiler size, statta mıydın?

2-1 atıyorum, zaten ben de şans olsaydı şimdiye kadar evlenirdim. Ev kuracak kadar birikmiş param var, eğer evlenilecek kadar güzelseniz ve tabiki ailem için de münasipseniz size talibim. 2-1’le ne oynanabilirse o kadar saçma bir şey oynuyorum işte. Oynarken de ofiste dedikodu çıksın diye ağzını aramadan da edemiyorum. Hadi benim ne param var ne çevrem, sen niye evlenmiyorsun diyorum ona? ‘Evli olman yalnız olmadığın anlamına gelmiyor biliyorsun di mi abi, eğer dikkatli olmazsan evlilik de dahil herhangi bir ilişki türü en yoğun yalnızlık biçimi olabilir. Bir söz vardır çok severim, eğer yalnız kalmak istiyorsanız evlenin.’ Ne diyor bu .mına koyim anlamıyorum. Eline zarları alıyor, iki parmak ucuyla fırlatıveriyor ve çift. Devam ediyor ‘Sence hayat aslında geçmiş deneyimleri ve gelecek planlarından başka nedir?’ diyor. Bunları söylerken yine saçma sapan bir şey oynadı, kesin mars olacak. Boşver diyorum bunları, sence de Elif bana hasta değil mi? Elif bizim sekreterimiz. 'Ne alakası var abi.' diyor, kız işinde gücünde hem benim bildiğim nişanlısı var. Hayır madem ibn. değilsin neden karıdan kızdan bahsetmiyoruz, gerçekten geldiğime pişman olmaya başlıyorum. Zarı elime alıyorum, biraz fazla sallamış olacam ki biri tavlanın dışına gidiyor, yandan fırlayan bir kedi onu patiliyor ve zar koltuğun altına doğru gözden kayboluyor. ‘Yirmili yaşlarda genç olmak yetiyordu.’ diyor, ‘Otuzlu yaşlarda paran yoksa s.çmış durumdasın ve kırklı yaşlarımı tahmin bile edemiyorum.’ Vay arkadaş ne kafamı s.ktin. Zar uçtu ya görmüyor musun diyorum, var mı yedeği? ‘Dur abi ben onu bulurum şimdi.’ diyor, ve başlıyor eğilip kedilerle konuşmaya. Oğlum zar nerede diyor, kızım hadi bana zarı bul. Aklını kaçırmış manyak, bir bahane bulmam lazım çok canım sıkılıyor. Yarın patron erken çağıracaktı diyorum, yarın erken kalkmam lazım, benim gitmem lazım. ‘Abi kalsaydın ya, sıkıldıysan playstation falan oynardık ya da film falan izlerdik.’ diyor buna hazırlıksız olduğunu ve şaşırdığını anlayabiliyorsunuz ama ayakkabılarım hazır ayağımdayken ben çoktan kapıdan dışarı adımımı atmış oluyorum.

Kedi boku kokan o akıl hastanesinden çıkarken dolu bir cigara çıkarıyorum cebimden ve sokağın tenhalığına da güvenip yakıp bütün ciğerlerimin boşluğunu dolduruveriyorum dumanını derin bir nefesle. Oh, mal zehir gibiymiş. Aslında bunu ona getirmiştim, biraz canı sıkkındı çünkü bugünlerde dedim ya. Geceleri uykusuz dolaştığını hareketlerinden ve yüzünden anlayabiliyordunuz. Ona bu cigarayı getirmiştim ama evde normal sigara bile içirtmedi bana. Onun için sorun değilmiş ama kediler rahatsız olabilirmiş. Kedi boku kokusu da onda iyi kafa yapıyordu herhalde, çünkü evi s.ktiminin lağımı gibi kokuyordu ama hala misafirlerine sigara içirmiyordu. Bunun başka bir açıklaması olamazdı. Ona bu akşam bir cigara içirip bütün dertlerinden uzaklaştıracaktım ama sonra düşündüm de içmeme izin verse bile beni talepkar ama bir o kadar da memnuniyetsiz patronumuza ispitleyebilirdi de, patron da esrarkeş bir şoför istemeyebilir haliyle. Zaten s.çmış durumdayım bir de işsiz kalırsam boku kepçeyle yerdim o zaman. Cigara içiyorum çünkü benim de uyumakla ilgili sorunlarım var, bazen uyumadan önce eğer o gece cigara içmemişsem çığlık çığlığa yatağımdan kalkıyorum ve inanılmaz bir çarpıntıyla ağlama krizine giriyorum. Hiçbir şey gerçek değilmiş gibi geliyor bana o an; karşımdaki dolap, kendi nasırlı ellerim. Ölecekmişim gibi geliyor .mına koyim. Aslında bu babamı kaybettikten sonra başladı. Dağ gibi adam öylece eriyip gitti gözlerimizin önünde ve hiç kimse bir şey yapamadı. Son nefesini verirken susadığını söylüyordu ama o kibirli ve çok bilmiş doktorlar bu garip adamın son isteğini yerine getirmemize bile izin vermemişlerdi. Sonra cenazesinde onu toprağa bırakışımız ve cesedi yere çarpanken çıkan ses, sanki canı yanıyordu ama söyleyemiyordu. Cenazeden geldiğimizde ceketi öylece portmantoda asılı duruyordu hani evdeymiş gibi ama evde onun yerine pide zıkkımlanan o cahil akrabalarımız vardı. O zamana kadar sabah namazında kalkıp gün ağarıncaya kadar tesbih çeker ve sonra ne işle uğraşıyorsam bütün gün onu elimden geldiğince iyi yapmaya çalışırdım. O günden sonra her şey o kadar anlamsızlaştı ki benim için, yine erken kalkmaya devam ettim ama sırf güne başlarken bir cigara yakıp kafamı kırmak için işte. Farkettiniz di mi; salak sulak şeylerden bahsetti durdu bu akşam, tamam ilginç seylerdi belki ama bu bilgilerle ne yapabilirdik ki hayatımızda. Oh mal gerçekten zehir gibiymiş. O kadar okumuş etmişti ama hem bahçevandı biberi yok, hem dalyaraktı haberi yok. Hayat hakkındaki fikirleriyle kafamı s.keceğine bir iddaa kuponu ya da telefon faturamı ödeyip hattımı açacak kadar borç para şu anda benim yaşantımı daha da kolaylaştırırdı. Neyse ay başı gelsin ondan bir bahaneyle yine yüklü bir borç almayı düşünüyorum zaten. Cigara beni sakinleştirmeye başladı. Hadi ama siz de içmişsinizdir ya da tabi içmemişsinizdir ama bulunduğunuz ortamda içilmiştir ve bu yüzden kokusu biliyorsunuzdur di mi, siz okumuş çocuklarsınız peki öyle olsun. Bana kalırsa biz sadece biziz ve başımıza gelenlerin bir nedeni yok, yaşıyoruz ve ölüyoruz işte. Neyse ki onun gibi şeyleri kafaya takmıyordum. Şimdi mahalledeki kahveye uğrayıp, kağıt oynadım mı? Haftasonu da bir travesti bulursam çakacak veye kafam biraz iyi olursa onun bile bana çakmasına izin verebilirim bilmiyorum, benden iyisi yok. Ben ofisteki şoförüm; sahi size söylemiş miydim, çok yalnızım.

7 yorum:

  1. Akıcı, yine zaman zaman ironik ve bir o kadar da kasvetli (olumsuz anlamda değil, bir tespit olarak) bir hikâye (bir zamanlar bir edebiyat hocamız "İyi roman insanın içini sıkar" demişti Orhan Pamuk romanlarına göndermede bulunup –bunu neyi kaynak göstererek ya da nereden hareketle demişti hatırlamıyorum yalnızca kasvetli deyince aklıma geldi-, bu bakış açısını benimseyenler için iyi bir hikâye diyebiliriz).
    Hikâyenin hayatın anlamsızlığını ve yalnızlığı anlattığı kısımlar kişiyi kendi hayatıyla yüzleştiriyor. Sorgulamaktan kaçındığımız, fazla sorgularsak mutsuz olacağımızı bildiğimiz sıradan hayatlarımızla. Yazıda şoförün bakış açısına yer verilerek hikâyenin ekseninin değişmesi ve yazan kişinin dışarıdan nasıl göründüğünü anlatması da hoş olmuş. Ayrıca, "Oysaki sadece birbirlerine göz kulak olacaklarmış" şeklinde başlayan ve birkaç cümle boyunca devam eden ilişki tasviri her türlü süslemeden uzak, gündelik hayatta gözden kaçırdığımız sıradan detaylarla süslü ama bir o kadar da sıcak olmuş. Son olarak, yazma konusunda uzman biri değilim ama naçizane bir tavsiyem olacak: “kaybeden”, “hayatta umduğunu bulamayan” ya da “yalnızlık” temalarının haricinde mizahi yönü yüksek (kastettiğim şeyin ‘sulu’ bir mizah olmadığını anlamışsındır), bir yandan insanın yüzüne bir gülümseme asarken bir yandan iğneleri batıran tarzda bir şeyleri de iyi yazabileceğinizi düşünüyorum. Belki bir gün denemek istersiniz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Biri, hoşgeldin. Bu yazıyı senin son yorumundan sonra yayınlayacağımı söylemiştim ve gördüğün üzere de sözümü tuttum. Sen de değerli zamanını ayırıp okumuşsun, teşekkür ederim. Zaten bloğumun istatistikleri öyle pek iç açıcı değil ve tek yorum yapan da sensin ama o kadar güzel şeyler yazıyorsun ki, bazen benim karaladıklarımın önüne geçtiğini düşünüyorum. Yani ileride yolunda gitmeyen hayat hikayelerim bir şekilde yayınlanırsa, kitabın arkasında herhalde bunların yazılmasını isterdim ya da bir dergide eleştiri olarak okurken keyif bile alabilirdim. Daha önce söylemiştim; buraya kaleme aldıklarım genellikle benim hayatımda olan bitenler ve eğer farketmediysen de söyleyeyim, benim hayatımda öyle pek de güzel şeyler olmuyor ama bir gün olursa mizahi bir yazı yazmayı da tabi ki isterim. Görüşmek üzere, hoşçakal.

      Sil
  2. Yanıtlar
    1. İyi vakit geçirdiyseniz ne mutlu bana; bir başka zaman, başka bir hikayede görüşmek üzere.

      Sil
    2. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
  3. Bu adam hiç anlaşılır biri değil ama bazı sebeplerden ötürü onu anlıyorum. Sanki daima uçlarda geziyor.Hem çok utangaç hem de çok kibirli. İki zıtlıktan birini seçiyor, çünkü köşeli olmayı seviyor. Bu adamın hayatındaki insanlar için hayat tedirgin edici, çünkü adam her şeyin farkında. Korkutucu bir farkındalık bu. İnsanı ürkütüyor, yoksa adamın mistik güçleri mi var?

    keyifle okudum. :)

    YanıtlaSil
  4. Bu adam hiç anlaşılır biri değil ama bazı sebeplerden ötürü onu anlıyorum. Sanki daima uçlarda geziyor.Hem çok utangaç hem de çok kibirli. İki zıtlıktan birini seçiyor, çünkü köşeli olmayı seviyor. Bu adamın hayatındaki insanlar için hayat tedirgin edici, çünkü adam her şeyin farkında. Korkutucu bir farkındalık bu. İnsanı ürkütüyor, yoksa adamın mistik güçleri mi var?

    keyifle okudum. :)

    YanıtlaSil